Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Hoşgeldin

Hoşgeldin

Mutlu ve insanca bir yıl geçirmek dilegiyle 😉

Kahve Çekirdeği…

Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde bulunuyormuş.
“Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum” demiş.
Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı “Olur” demiş çekine çekine.
Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış.
“Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana” demiş oğluna.
Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş… Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına.
Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş.
Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış.

Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu.
Yemek masasında üç tabak duruyormuş.
Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş.
Sonra oğluna dönüp sormuş: “Ne görüyorsun?” Okumaya Devam »

“TemelAksoy.com…

“TemelAksoy.com Sitesinden;”

IBM’in kurucusu Tom Watson, IBM’i kurduğu ilk yıllarda, “başarılı çalışmalara imza atmak için yapılan hata oranını ikiye katlamak gerektiğini” söylemişti. Watson’nun kendisine bağlı bir yöneticisinin, on milyon dolara mal olan bir hatası karşısında “Hata yapan yöneticimi işten atacak kadar zengin değilim. Her hata bir tecrübedir. Biz de bu kez on milyon dolarlık bir ders aldık.” demesi kurumsal dünyada kulaktan kulağa yayılmış bir efsanedir.

Elinizden gelenin en iyisini yaptığınızı düşünün.
Düşünün ki gerçekten kendinizi vererek hatta üstün gayret sarf edip çalıştınız ama bu işin sonuçlarından faydalananlar (iş hayatında üstleriniz ya da özel hayatınızda sevdikleriniz) bu çabanız hakkında hiçbir şey söylemiyorlar. Sanki yaptıklarınızı kimse fark etmiyor hissine kapılıyorsunuz.

Kendinizi nasıl hissederdiniz?

Yaptığımız iş, ister büyük ister küçük ister önemli isterse önemsiz olsun, hepimiz sarf ettiğimiz çabanın görülmesini, fark edilmesini isteriz. Okumaya Devam »

Hata olsun ama yanlış olmasın

İş dünyasındaki bir anlayışa göre iş yapan hata da yapacaktır. Hatta daha da ileri götürelim. Bir kişi eğer hiç hata yapmıyorsa iş yaptığından bile şüphe edilebilir. İş yapılan yerde ufak tefek, bazen de büyük hatalar yapılabilir. Önemli olan hata yaptığınızı bilmeniz, bunu sahiplenmeniz, hatanızın sahipsiz bir top gibi oradan oraya atılmasına izin vermemeniz.

Hatalarına sahip çıkanlar, az hata yapma yolunda ilerleyen cesur yolculardır. Bu kişiler, iş hayatında adım adım başkalarının hatalarını düzeltmek için yükseleceklerdir. Önemli olan hem kendi, hem de başkalarının yaptığı hataları, hata olarak görebilmek, onları analiz edebilmek ve onlardan ders alabilmek. Hataların hiç beklenmeyen fırsatlara dönüşmesi de işin cabası. Okumaya Devam »

Yönetim Felsefe…

Yönetim Felsefesi
Türk ve Japon şirketleri arasında bir kürek yarışı düzenlenmesine karar verildi.
Her iki takımda performanslarının en üst düzeyine varabilmek için uzun ve zorlu bir hazırlık döneminden geçti.
Büyük gün geldiğinde iki takımda kendini hazır hissediyordu..
Japonlar yarışı bir kilometre farkla kazandılar….
Yarış sonrası Türk takımı çok sarsılmıştı.
Türk şirket yönetimi yarışın açık farkla kaybedilmesinin nedeninin bulunmasına karar verdi.
Yapılan araştırmalar, analizler ve uzun çalışmalar sonucu hata bulundu ve çözüm önerisi getirildi.
Japonların takımında 8 kişi kürek çekiyor,1 kişi dümencilik yapıyordu.
Türk takımında ise 1 kişi kürek çekiyor,8 kişi dümeni kullanıyordu.
9 kişilik Türk takımı Japonlarla bir yarış yapmak üzere yeniden yapılandı. Yeni yapılanma şekli şöyleydi;
4 dümen müdürü, 3 bölgesel dümen müdürü, kürek çekmekle görevli kişinin performansından sorumlu bir dümen yöneticisi ve kürek çekme elemanı.

İkinci yarışı Japonlar iki kilometre arayla kazandılar. Tepesi atan Türk şirketi yönetim kurulu hemen harekete geçti;
Yarışın kaybedilmesinden sorumlu tutulan kürekçi kovuldu ve müdürlere sorunun çözümüne olan katkılarından dolayı ikramiye verildi.
🙂

Atatürk niye tartışılıyor?

Ey sağduyulu insanlar:

Hiç dünyada böyle bir şey gördünüz mü? 1938’de vefat etmiş bir liderin bu kadar tartışıldığını, her gün köşe yazılarına konu edildiğini, taraftarlarıyla karşıtlarının kanlı bıçaklı olduğunu hatırlıyor musunuz?

Dünyada böyle bir örnek var mı?

Amerikan basını kendi liderlerini unutmuş durmadan Atatürk’ü yazıyor, Fransız basınında De Gaulle’den çok Atatürk adına rastlanıyor, Britanya’da adı, Churchill’den fazla geçiyor.

Bu size garip gelmiyor mu?

Bütün dünya niçin işi gücü bırakmış da 130 yıl önce Selanik’te doğmuş olan bir Osmanlı çocuğuyla ilgileniyor? Dertleri onun tarihteki rolünü anlamak mı (bize bu kadar meraklı olduklarını hiç sanmıyorum) yoksa işin içinde başka bir iş mi var? Okumaya Devam »

Andımız…

ANDımızın Yazarı Kimdir ?

ANDımızın Yazarı Kimdir ?

Çankaya sırtlarında oturan Ankaralılar,

Reşit Galip Caddesi’nden geçerek inerler.

Pek azı bu ismin kim olduğunu bilir.   

—————— —————— —————— —————— —————— ——————

Her sabah okul öğrencilerini güne başlatan “Türküm doğruyum çalışkanım” andı var ya…
Geçenlerde sevgili hocam Prof. Dr. Baskın Oran’ın eşi Feyhan, “Biliyor musun o andı kim yazdı?” diye sordu.
“Kim?” dedim merakla…
“Dedem.”
“Deden kim?”
“Reşit Galip…”
İnanılır gibi değil. Ne o andın 1933’ün 23 Nisan günü Reşit Galip’in kaleminden çıktığını biliyordum ne de Feyhan’ın Atatürk döneminin Maarif Vekili Reşit Galip’in torunu olduğunu…
Çankaya sırtlarında oturan Ankaralılar, şehre Reşit Galip Caddesi’nden geçerek inerler. Pek azı bu ismin kim olduğunu bilir.
Bu bilinmezlikte belki Dr. Reşit Galip’in 41 yaşında göçüp gitmesi rol oynamıştır, belki de İnönü’yle yıldızının hiç barışmaması…
Onu daha yakından tanımak isteyenlere, yeni yayımlanan çok kapsamlı bir çalışmayı, Yener Oruç’un “Atatürk’ün Fikir Fedaisi: Dr. Reşit Galip” kitabını (Güner Y., 2007) tavsiye edip lafa girelim.

Okumaya Devam »

Merhaba

nihan foto ………..

“ırmaklarımın altından akan ırmak
sandal safaları marmara toprakları
ama söyle olmuşsa yüzüme karsı söyle neyi inkar ettim

dilediğim en güzel hayat
çöplerin içinde rüya aradım
düştümse eğer sana bakarken düştüm

sen dinç zaman
işte kuluçkan
bereketle tasan yağ küpleri gibi
parmaklardan akan çeşmeler gibi”

Cahit Zarifoğlu

“düştümse eğer sana bakarken düştüm” diyor şair. Çokta suçlamadan ama sitemle… Zarif bir sitemle hemde… Artık çok az bulunan bir sitemle…

Biz artık unuttuk sitem etmeyi. Suçlamamayı!!! unuttuk. Kırmadan, biraz mahcup ama şikayetimizi de dile getirdiğimiz günler geride kaldı. Ne sevgiliye, ne dosta ne de aileye… Bi öfkeyle başlıyor cümleler ve devamı geldikçe öfke artıyor. Aktıkça hızını arttıran, etrafı yıkan nehirler gibiyiz.

Bende 1 yıllık zarif bir siteme dayanamayıp başlıyorum şimdi burada ara ara yazmaya, sevdiğim yazıları paylaşmaya. Güzel olan her yazıya önyargısız bakıyorum. Herkesin de öyle bakması dileğiyle…

*Fotoğraf; Nihan Balo’ya aittir.

Kendini sevmek

Hayır, bunalımda değilsin; sadece dalgınsın.  İçindeki hayatın dalgınlığı bu. Ve bir de seni çevreleyen hayatın  dalgınlığı: Yunuslar, ormanlar, denizler, dağlar, ırmaklar…

Kardeşinin düştüğü yere sakın düşme; bir insana üzüleceğine, dünyada 6 milyar insanın yaşadığını düşün.

Hem sonra, yalnız yaşamak o kadar da kötü bir şey değil. Örneğin bana  tek başıma yaşamak iyi geliyor. Ne yapmak istediğime tek başıma karar  verebiliyorum ve yalnızlığım sayesinde kendimi tanımayı öğrendim ki,  yaşamak için bu çok önemli.
Babanın 70 yaşına gelince kendini yaşlı hissettiği için düştüğü yere  düşme. Baban Musa’nın 80 yaşında bir kavme rehberlik ettiğini,  Rubinstein’ın 90’ında Chopin’i yorumladığını unuttu.

Hayır, bunalımda değilsin; sadece dalgınsın. O nedenle de bir şeyler  yitirdiğini sanıyorsun. Oysa imkansız bir şey bu, çünkü sahip olduğun  her şey sana verildi. Başındaki tek saç kılını bile kendin uzatmadın, o  nedenle hiçbir şeyinin sahibi değilsin. Üstelik hayat senden bir şeyler  alıp götürmüyor, seni bir şeylerden kurtarıyor. Daha yükseklere  uçabilmen, mükemmelliğe ulaşabilmen için seni hafifletiyor. Beşikten  mezara kadar hep okuldayız ve senin sorun dediklerin aslında gördüğümüz  dersler.

Hayır, kimseyi yitirmedin; ölen sadece bizden biraz önce gitti, çünkü orada hepimiz buluşacağız. Okumaya Devam »

Şiir

Tan yeri kızıldı bu akşam gölgem uzamıştı önümde
Dev bir adam duruyordu gözlerimin önünde
Öylece duruyordum sokağın başında
Sokağın sesini dinliyordum
Bir çocuk çığlığı bozuyordu bazen ritmi
Sonra melodi tekrar başlıyordu
Bir yosma geçiyordu yanımdan
İnce topuklarının üzerinde Okumaya Devam »

TemelAksoy.com’…

TemelAksoy.com’dan alıntı.Yazı yansız ve anlaşılır bir dilde, olaylara bir bakış açısı getirmiş iyi okumalar.

#direngeziparkı Hareketinden Çıkardığım Dersler

Bildiğiniz gibi her salı günü, bu blogda marka, pazarlama, yönetim ve iletişim üzerine yazılar yazıyorum. Bu hafta bir istisna yaparak #direngeziparkı hareketinden aldığım dersleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

• Eğer iktidar sahibi olan gücünü gereğinden fazla  kullanırsa bu durum karşı güç doğurur. En doğru ve en bilgece olan tutum, güçlü olanın mecbur kalmadıkça gücünü kullanmamasıdır. Sayın Başbakan, en çok gücünü gereğinden fazla kullandığı için eleştiriliyor. Dolayısıyla güçlü olmak yetmiyor; güçlü kalabilmek için onu her gün hak etmek gerekiyor. Tıpkı sağlık gibi, sevgi gibi.

• Başta Sayın Başbakan ve bakanlar olmak üzere Türkiye’yi yönetenler, son olayları anlamakta çok zorlandılar. Zihin haritaları eskiye ait olduğu için “yeni” olana anlam veremediler. Sokağa dökülen insanların arkasında hep bir dış mihrak, hep bir düşman hep bir örgüt aradılar. Böyle bir hareketin “kendiliğinden” başlayabileceğine ihtimal vermediler. Okumaya Devam »

Gezi Parkı.2…

Gezi Parkı.2

Yazıklar olsun

EĞER son 5 günde bizzat sokakta olmasam…

Belki beni “Provokasyon var” diye kandırabilirlerdi.

Eğer o gazları yememiş, durduk yere polis tarafından darp edilmemiş olsam…

“Millet tahrik etti. Polis de n’apsın” dediklerinde inanabilirdim.

Eğer bizzat o insan selinin ortasında yer almış olmasam, her renkten, dinden, yaştan insanı omuz omuza görmemiş olsam…

“Bu CHP’nin işi, onun işi, bunun işi” saptırmalarına inanabilirdim.

*

Ama sosyal medya üzerinden bir takım gruplar tarafından sistematik olarak yapılan her türlü tehdite, provokatör ilan edilmeme, aşağılanmama rağmen…

Oradaydım.

İlk günden beri.

Ve polisin bütün şiddetine, hayatımda görmediğim zulmü birkaç günde tecrübe etmeme rağmen…

İlk kez…

Uygar bir ülkede değil ama…

Uygar insanlarla dolu bir ülkede yaşadığımı hissettim.

Çünkü doğduğumdan beri ilk kez Türk insanının bu kadar nazik, yardımsever, düşünceli olduğuna tanık oldum.

Biri fenalaşınca onu tanımayan bir dolusunun nasıl yardıma koştuğunu, herkesin birbirini nasıl şefkatle kolladığını, hayatında ilk kez karşılaşan insanların kardeş gibi davrandığını görünce mübalağa etmiyorum, gözlerim doldu.

*

Bu iş baştan beri ideolojik değildi.

Ağaçlar bir kıvılcım çaktı…

Ve ardından Türkiye’nin dört bir yanından binlerce insan sokağa aktı.

Taksim’de yürüyüş yapanlar arasında çoluk çocuğuyla gelmiş aileler, liseliler, üniversiteliler, yaşlılar, başörtülüler, ateistler, eşcinseller, Kürtler, Ermeniler, zenginler, fakirler, engelliler, STK’lar, yabancılar, Fenerliler, Galatasaraylılar, Beşiktaşlılar, din-dil-ırk ayırmadan her çeşit insan vardı.

Kimse kurumunu, ait olduğu grubu, partiyi vs temsil etmiyordu. Herkes birey olarak, kendi olarak oradaydı.

*

Doğrudur, ağaç bahaneydi…

Ama bu insanların derdi de hükümeti devirmek falan değildi. Okumaya Devam »

Gezi Parkı.1

Mantıklı bir yazı, hala Türkiyede olanlardan habersiz olan ya da magazin haberi sananlar için bu tür haberleri siteden yayınlamak zorunda hissediyorum. Okuyan bir topluluk oldugunuzu biliyorum, lutfen her bilgili okuyup doğruları görün tek yanlı medyanın dediklerini dinleyip yargılayıp yanlış sonuçlara varmayın…

Başka türlü bir şey

“ORDU millet el ele” diye haykırılan 27 Mayıs öncesinin yarı resmi nümayişlerine benzemiyordu.

– “Başımızda eşi türbanlı cumhurbaşkanı istemiyoruz” denilen ve dindarların hayat tarzına zerre kadar saygı duyulmayan anlayışsızlık abidesi mitinglere benzemiyor.

– “Ordu göreve” pankartlarının açıldığı, darbe çığırtkanlığının alıp başını gittiği zalim gösterilere benzemiyor.

– Askere sırtını dayayarak iktidardakini mazlum konumuna düşüren acımasız eylemlere benzemiyor.

– Yasadışı örgütlerin molotofkokteylleri, demir bilyeler, taşlar eşliğinde yaptıkları vandallık içeren eylemlere benzemiyor.

– İmtiyazlarımız kaybolmasın diyen bir avuç kaymak tabakanın çıkardığı sevimsiz gürültülere benzemiyor.

– Ergenekoncu gösterilere, derin güçlerin önayak olduğu eylemlere, gizli ajandası olan hesaplı kitaplı mitinglere benzemiyor.

– Alabildiğine haksızların, alabildiğine hırçın bir şekilde sloganlar haykırdıkları nobran gösterilere benzemiyor.

Başka türlü bir şey bu…

Bambaşka türlü bir şey…

*

Neydi peki bu? Nasıl bir şeydi?

Aşağı yukarı şöyle bir şeydi: Okumaya Devam »

Bir Gezi Parkı …

Bir Gezi Parkı Hikayesi…
Facebook’tan son günlerimizdeki olayları anlatan güzel bir alıntı, sadece televizyonlar da millete söylenmek istenenler yanlı bir şekilde hep kötü taraftan gösteriliyor, benimde gördüklerimi çok güzel sade bir dille anlatan bu yazıyı paylaşmak istedim.
Oradakiler ne terörist ne kötülük için toplanmış insanlardı. Onlarda senin benim gibi işinde gücünde olan, öğrenci olan anne baba olan, en önemlisi başkasına saygısı olan insanlardı…

ORDAYDIM!  

Sizi temin ederim ki bu aşırı uçların, marjinallerin direnişi isyanı değildi. Dünya’da sosyal medya üzerinden birleşen en büyük halk hareketiydi. Ne Mısır’daki gibi gaspçılar vardı sokakta, Ne Libya’daki gibi paralı askerler. Anneler, babalar, gençler, vardı.

Yaşlı teyzelerin kapılardan yemek ve su dağıttığı bir marjinal eylem görmüş müydünüz hiç. Evden çıkamayanların pencereden balkondan müzik yayını yaparak, tencerelere vurarak destek verdiği? Ya da polisten kaçarken gelin çocuğum eve gelin kapıyı açtık diye bağıran kadınları?

Taksicilerin yaralıları ücretsiz taşıdığı, kornalarla desteklediği, Esnafın önümüze koli koli su attığı, limon dağıttığı? Her eylemde kepenkleri indirirken bu sefer bir ihtiyacımız olur, gazdan kaçarken sığınağımız olur diye dükkanlarını açık tuttuğu?

Hiçbirimiz cam kırmadık, araba parçalamadık. Kimse gösteri var diye arabasını kaçırmadı, Arabasını panzerin dönemeyeceği şekilde parkedenler vardı.

Polisin üstüne, gaz bombalarının üstüne balkonlardan su döken kadınlar vardı.

Okumaya Devam »