Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Gazete Yazısı’ Category

Alırsak, ülke iflas eder…
Cumhurbaşkanı, Mercedes’e biniyor.
2 tane uçağı var, limuzini var.
Başbakan, Mercedes’e biniyor.
2 tane uçağı var, helikopteri var.
Meclis Başkanı, BMW’ye biniyor.
Başbakan yardımcıları, Mercedes.
Maliye Bakanı, Mercedes.
Ekonomi Bakanı, Mercedes.
Savunma Bakanı, Mercedes.
Enerji Bakanı, Mercedes.
Bayındırlık Bakanı, Mercedes.
Ulaştırma Bakanı, Mercedes.
Kültür Bakanı, Mercedes.
Sanayi Bakanı, Mercedes.
İçişleri Bakanı, Mercedes.
Dışişleri Bakanı, Mercedes.
Eğitim Bakanı, Mercedes.
Sağlık Bakanı, Mercedes.
Tarım Bakanı, Mercedes.
Orman Bakanı, Mercedes.
Adalet Bakanı, Mercedes.
Aile Bakanı, Mercedes.
AB Bakanı, Mercedes.
Spor Bakanı, Mercedes.
Diyanet Bakanı, Mercedes.

Read Full Post »

Başbakan’a “Bedelli askerlik çıkar mı?” diye sordular.
Başbakan “Bu konudaki talepleri Savunma Bakanı’na iletin” dedi. Savunma Bakanı’na ilettiler, “Söz Başbakan’da, o ne derse o olur, o ne derse onu yaparız, onun konuştuğu yerde bizim konuşmamız olur mu?” dedi.
*
Hatırlarsınız şu haberleri… (devamını oku…)

Read Full Post »

Bu güzel yazıyı Doğa Arkadaşım aşağıda linki verilen sitede yazmıştı, izniyle burada da yayınlayıp daha çok kişiye ulaşmasını diliyorum.

Teşekkürler Doğa,

——————————————————————

En güzeli ne biliyor musunuz?
Bir Cumartesi akşamı, sevdiğiniz adamla Şişli’de kısa bir yürüyüşten sonra “Veda” filmini izlemeye gitmek….

En kötüsü ne biliyor musunuz?
Bir Cumartesi akşamı, koskoca Şişli’de, “Veda” filmini izlemeye sizden başka kimsenin gitmemiş olması….

En ilginci ne biliyor musunuz?

Salonda yerlerimizi gösteren çocukcağızın: “Ben anlamıyorum bu işi valla. Vatanımızı kurtaran kişinin hayatını anlatan filminin salonu hep böyle bomboş ama cemaatle ilgili olduğu söylenen “Eşref Paşalılar” filminin salonu dolup dolup taşıyor. İnsanları belediyelerden, dershanelerden, okullardan, cemaate yakın şirketlerin otobüsleriyle getiriyorlar buraya. Ve bence “Eşref Paşalılar”ı bilerek “Veda”yla aynı zamanda piyasaya sürdüler; onu sabote etmek için….”diye size dert yanmaya başlaması…

En sevindiricisi ne biliyor musunuz?
Filmin başlamasına iki-üç dakika kala, bizi içinde bulunduğumuz utançtan bir nebze olsun kurtaran 5 kişinin daha yavaşça salondan içeri süzüldüğünü görmek ve böylelikle artık bir Cumartesi gecesi Şişli’de bir sinemada “Veda” filmini 2 değil, 7 kişi izliyor olmak… (Her ne kadar bu durum, geri kalan boş koltukların kahrını hafifletmese de)
(devamını oku…)

Read Full Post »

Yumruk…
Kimse kimseye vurmasın.
Kimsenin burnu kanamasın.
Afrika’da açlık olmasın.
Yoksul insan kalmasın.
Nükleer silahlar çöpe atılsın.
Uzatabiliriz listeyi…
Söylemesi kolaydır çünkü.
Suya sabuna dokunmadan, “sağduyu” çağrısı yapabiliriz mesela… Nasıl olsa, bol keseden yapılan sağduyu çağrıları maaştan kesilmiyor. Veya, saldırgan kahveciymiş diye, ne şekerli ne sade bana müsaade deyip, bu mevzunun kenarından kenarından sıyrılabiliriz yılışıkça… Ya da, entel dantel barlarında kafası karışmış kızlara şirin görünmek için “esefle kınıyorum” da diyebiliriz.
Ama…
Bu tür köfte lafların, kafası karışmış kızlar dahil, kimseye faydası olmaz.
Soralım dolayısıyla… Bu ülkenin çocuklarına ateş edip öldürmek “demokratik hak” kabul ediliyorsa, parti liderine girişmek niye “ırkçılık” oluyor?
Mayın demokrasiyse… Yumruk niye faşizm?
Dün seyrediyorum televizyonu, papyonlu bir arkadaş, “İzmirBursa hattında, Trabzon-Samsun hattında tehlikeli yapılanmalar var, oralara dikkat” diyordu… “HakkâriDiyarbakır hattı”nda olan ne peki? Oraya dikkat çekmeye gerek yok mu, Allah’ın papyonu?
Bir tanesi de “İlk kez bir parti liderine saldırılıyor” diyordu…
Mesut Yılmaz’ın burnunu kırmadılar mı? Demirel’e yumruk atılmadı mı? Özal’a ateş edilmedi mi?  Ecevit’e İzmir’de kurşun sıkılmadı mı?
Normaldir demiyorum…
Niye “ilk” deniyor?
Başbakan geçmiş olsun diye aramış Ahmet Türk’ü, ki aramalı… Peki, Deniz Baykal’a niye geçmiş olsun yok? Taş atmak, yumurta fırlatmak şiddete girmiyor mu? Light linç olur mu?
Samsun’da polisler açığa alındı, ki derhal alınmalı… Van’dakiler niye yerinde duruyor hâlâ? Kandil’den gelenlerle otobüsün üstüne çıkıp şehir turu atmadığı için mi suçludur Baykal?
Bu kadar soru yeter… Cevaba gelelim. (devamını oku…)

Read Full Post »

Elif Şafak

‘Büyük aşk, büyük nefret’

“ŞİMDİ sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi gerekiyor mu?” diye sormuştu Nâzım Hikmet, o muazzam ve duru üslubuyla. Halbuki bugünün aşklarını görse ne derdi acaba? Bugün ellerde teraziler, adeta gramla tartılıyor aşk. 160 gr sevgiye karşılık 160 gr sevgi alınabilirmiş gibi herkes verdiği kadarını istiyor. Seven erkek mutlak itaat, mutlak hâkimiyet bekliyor. Zihinlerde bir denklem var sanki. Denklem karşılanmadı mı tüm formül bozuluyor. Ve işte o zaman bir de bakmışsınız ki aşk bitmiş, nefret başlıyor. Ne çabuk geçiyoruz bir uçtan bir uca. Sevdiği kızı başkasıyla gezdi diye bıçaklayan liseli öğrenciler… Eski eşlerini kendilerine dönmedi diye silahla tarayan öfkeli kocalar… Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen dostlarını, basit bir ağız dalaşıyla başlayan kavgalarda öldüren delikanlılar… Vaktiyle çok sevdikleri, belki de en çok sevdikleri insanları bir adımda, bir kurşunla harcayıverenler… Birbirinden ayrı gibi görünen bütün bu şiddet haberleri arasında bir ilişki var. Hepsinde ortak olan nokta, yoğun bir aşktan yoğun bir nefrete geçebilmekteki süratimiz. (devamını oku…)

Read Full Post »

Yaşar bey…
Köyde fırıncıydı.
Oğlu oldu.
Hep onurlandırdı, hep koltuklarını kabarttı… Takdirlerle okudu, tıp kazandı, Rize’nin Subaşı Köyü nire, teee Colorado nire, Amerikalara gitti, profesör oldu, tebrike geliyorlardı Yaşar Bey’i, boğazı düğümleniyordu gururdan, Hacettepe Üniversitesi Transplantasyon Merkezi’ni kurdu oğlu, Türkiye’nin ilk böbrek naklini gerçekleştirdi, ciğer denince akla Arnavut ciğeri gelen memleketimin, ilk karaciğer naklini gerçekleştirdi, Yaşar Bey’in dili dönmüyor söyleyemiyordu ama, International Society of Burn Injuries’e başkan seçildi oğlu, binlerce insanın hayatını kurtardı, yüzlerce ödül aldı, kitaplar yazdı, hastane kurdu, üniversite kurdu, rektör oldu, Allah’a dua ediyordu Yaşar Bey, böyle bir evladı kendisine ve memlekete nasip ettiği için… Taa ki, geçen seneye kadar… (devamını oku…)

Read Full Post »

Ya PKK ‘yapmadım’ deseydi?

Habur…

(İnfazsız yargı.)

*

– Niye geldiniz?

– Sayın Öcalan emretti.

– Kendi isteğinizle geldiniz yani…

– Hayır, liderimiz istedi.

– Demek örgütten ayrıldınız…

– Ayrılmadık, PKK’lıyız.

– Pişmansınız o halde…

– Yo-oo, değiliz.

– Yaz kızım, örgüt üyesi olmadıklarına, etkin pişman olduklarına, beraatlerine…

(devamını oku…)

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »