Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Gazete Yazısı’ Category

BAKELE

BAKELE

Benim babaannemdi, ama bütün köyün, annemgilin ve dedemin dediği gibi Bakele derdim ben de ona. Dedeme ise dede.

Dedem, babamın anneme davrandığından daha iyi davranırdı Bakele’ye.
“Sen yorulma, ineği ben sağarım.” Gider sağardı.
“Su vereyim mi Bakele?” Verirdi.
Bazı geceler çok soğuk olurdu yayla, “Dur Bakele…” derdi elindeki odunları alıp. “Sobayı ben yakarım.” Yakardı.
Şehre indiği her sefer kalın kalın kitaplar getirip “Bakele…” derdi, “Al. Oku sen. İşlere ben bakarım.” Bakele dedeme kocaman güler, “Sağ ol İbrahim.” deyip gömülürdü getirdiklerinin arasına. Okurken, suyun altına girmiş de nefesini tutuyormuş gibi gelirdi bana. Sıkılırdım önce, sonra korkardım, sonra gidip dedemin eteğini çekiştirir, “Bakele’ye bi şey mi oldu dede?” diye sorardım. (devamını oku…)

Read Full Post »

Ey sağduyulu insanlar:

Hiç dünyada böyle bir şey gördünüz mü? 1938’de vefat etmiş bir liderin bu kadar tartışıldığını, her gün köşe yazılarına konu edildiğini, taraftarlarıyla karşıtlarının kanlı bıçaklı olduğunu hatırlıyor musunuz?

Dünyada böyle bir örnek var mı?

Amerikan basını kendi liderlerini unutmuş durmadan Atatürk’ü yazıyor, Fransız basınında De Gaulle’den çok Atatürk adına rastlanıyor, Britanya’da adı, Churchill’den fazla geçiyor.

Bu size garip gelmiyor mu?

Bütün dünya niçin işi gücü bırakmış da 130 yıl önce Selanik’te doğmuş olan bir Osmanlı çocuğuyla ilgileniyor? Dertleri onun tarihteki rolünü anlamak mı (bize bu kadar meraklı olduklarını hiç sanmıyorum) yoksa işin içinde başka bir iş mi var? (devamını oku…)

Read Full Post »

Gezi Parkı.2…

Gezi Parkı.2

Yazıklar olsun

EĞER son 5 günde bizzat sokakta olmasam…

Belki beni “Provokasyon var” diye kandırabilirlerdi.

Eğer o gazları yememiş, durduk yere polis tarafından darp edilmemiş olsam…

“Millet tahrik etti. Polis de n’apsın” dediklerinde inanabilirdim.

Eğer bizzat o insan selinin ortasında yer almış olmasam, her renkten, dinden, yaştan insanı omuz omuza görmemiş olsam…

“Bu CHP’nin işi, onun işi, bunun işi” saptırmalarına inanabilirdim.

*

Ama sosyal medya üzerinden bir takım gruplar tarafından sistematik olarak yapılan her türlü tehdite, provokatör ilan edilmeme, aşağılanmama rağmen…

Oradaydım.

İlk günden beri.

Ve polisin bütün şiddetine, hayatımda görmediğim zulmü birkaç günde tecrübe etmeme rağmen…

İlk kez…

Uygar bir ülkede değil ama…

Uygar insanlarla dolu bir ülkede yaşadığımı hissettim.

Çünkü doğduğumdan beri ilk kez Türk insanının bu kadar nazik, yardımsever, düşünceli olduğuna tanık oldum.

Biri fenalaşınca onu tanımayan bir dolusunun nasıl yardıma koştuğunu, herkesin birbirini nasıl şefkatle kolladığını, hayatında ilk kez karşılaşan insanların kardeş gibi davrandığını görünce mübalağa etmiyorum, gözlerim doldu.

*

Bu iş baştan beri ideolojik değildi.

Ağaçlar bir kıvılcım çaktı…

Ve ardından Türkiye’nin dört bir yanından binlerce insan sokağa aktı.

Taksim’de yürüyüş yapanlar arasında çoluk çocuğuyla gelmiş aileler, liseliler, üniversiteliler, yaşlılar, başörtülüler, ateistler, eşcinseller, Kürtler, Ermeniler, zenginler, fakirler, engelliler, STK’lar, yabancılar, Fenerliler, Galatasaraylılar, Beşiktaşlılar, din-dil-ırk ayırmadan her çeşit insan vardı.

Kimse kurumunu, ait olduğu grubu, partiyi vs temsil etmiyordu. Herkes birey olarak, kendi olarak oradaydı.

*

Doğrudur, ağaç bahaneydi…

Ama bu insanların derdi de hükümeti devirmek falan değildi. (devamını oku…)

Read Full Post »

Mantıklı bir yazı, hala Türkiyede olanlardan habersiz olan ya da magazin haberi sananlar için bu tür haberleri siteden yayınlamak zorunda hissediyorum. Okuyan bir topluluk oldugunuzu biliyorum, lutfen her bilgili okuyup doğruları görün tek yanlı medyanın dediklerini dinleyip yargılayıp yanlış sonuçlara varmayın…

Başka türlü bir şey

“ORDU millet el ele” diye haykırılan 27 Mayıs öncesinin yarı resmi nümayişlerine benzemiyordu.

– “Başımızda eşi türbanlı cumhurbaşkanı istemiyoruz” denilen ve dindarların hayat tarzına zerre kadar saygı duyulmayan anlayışsızlık abidesi mitinglere benzemiyor.

– “Ordu göreve” pankartlarının açıldığı, darbe çığırtkanlığının alıp başını gittiği zalim gösterilere benzemiyor.

– Askere sırtını dayayarak iktidardakini mazlum konumuna düşüren acımasız eylemlere benzemiyor.

– Yasadışı örgütlerin molotofkokteylleri, demir bilyeler, taşlar eşliğinde yaptıkları vandallık içeren eylemlere benzemiyor.

– İmtiyazlarımız kaybolmasın diyen bir avuç kaymak tabakanın çıkardığı sevimsiz gürültülere benzemiyor.

– Ergenekoncu gösterilere, derin güçlerin önayak olduğu eylemlere, gizli ajandası olan hesaplı kitaplı mitinglere benzemiyor.

– Alabildiğine haksızların, alabildiğine hırçın bir şekilde sloganlar haykırdıkları nobran gösterilere benzemiyor.

Başka türlü bir şey bu…

Bambaşka türlü bir şey…

*

Neydi peki bu? Nasıl bir şeydi?

Aşağı yukarı şöyle bir şeydi: (devamını oku…)

Read Full Post »

Yılmaz Özdil: Beş’ik

12 Şubat 2011 Cumartesi

Bugün 12’si.

Beş ay oldu.

Referandum geçeli…

Demokrasinin beş’iği olacağız demişlerdi…
Bakalım hele, şu beş’ikteki nurtopuna!

“Sen evet de, Kenan Evren’e hesap soracağız” dediler. Tık yok. Üstelik, Evren’in maaşına zam yaptılar. Senin maaşına 20 lira zam yaptılar, Evren’e 900 lira, 12 bin küsur lira oldu maaşı… Nasıl hesap, iyi di mi? Aha dün, Kenan Evren’in avukatı AKP Milletvekili çıktı.

“Sen evet de, kadınları koruyacağız” dediler. Ağzını burnunu kıran, baltayla tehdit eden kocasına karşı yalvara yalvara koruma isteyen kadının talebi reddedildi, delik deşik ederek öldürdü kocası, göğsünden girip sırtından çıkan 26 santimlik bıçağın, öldürücü olmadığına karar verildi. 16 yaşındaki kızı 37 yerinden bıçaklayıp, kafasını testereyle kestikten sonra buzdolabına koyan manyağa müebbet verilmişti, serbest bırakıldı. Kadıncağız, eski kocam ölümle tehdit ediyor koruyun beni lütfen diye dilekçe verdi, seyrettiler, 14 kurşun sıktı adam. (devamını oku…)

Read Full Post »

Çevreci tipler…

– Dereleri sattınız mı?

– Satmadık.
– Ya ne yaptınız?

– Devrettik.

– Ha, o başka.
(devamını oku…)

Read Full Post »

GDO

Yılmaz Özdil yazısında şöyle demiş ;
———————————–
“Bu arada…
Siz anayasayla manayasayla meşgulken, kaşla göz arasında genetiği değiştirilmiş 25 organizmanın daha memlekete girişine izin verildi.
Mesela, çocuklarımızın bayıldığı kızartmalık patates, artık GDO’lu…
Sağlıklı diye kullandığınız mısır, soya, kanola da öyle…
Tarım Bakanlığı’nın oluşturduğu Bilimsel Komite(!) onayladı…
Şekerpancarı üretimini sınırlayan arkadaşlar, genetiği değiştirilmiş şekerpancarı ithaline izin verdi.”

GDO Yazıları

GDO’lu Diyet Rarifleri

Frankeştayn

Read Full Post »

Alırsak, ülke iflas eder…
Cumhurbaşkanı, Mercedes’e biniyor.
2 tane uçağı var, limuzini var.
Başbakan, Mercedes’e biniyor.
2 tane uçağı var, helikopteri var.
Meclis Başkanı, BMW’ye biniyor.
Başbakan yardımcıları, Mercedes.
Maliye Bakanı, Mercedes.
Ekonomi Bakanı, Mercedes.
Savunma Bakanı, Mercedes.
Enerji Bakanı, Mercedes.
Bayındırlık Bakanı, Mercedes.
Ulaştırma Bakanı, Mercedes.
Kültür Bakanı, Mercedes.
Sanayi Bakanı, Mercedes.
İçişleri Bakanı, Mercedes.
Dışişleri Bakanı, Mercedes.
Eğitim Bakanı, Mercedes.
Sağlık Bakanı, Mercedes.
Tarım Bakanı, Mercedes.
Orman Bakanı, Mercedes.
Adalet Bakanı, Mercedes.
Aile Bakanı, Mercedes.
AB Bakanı, Mercedes.
Spor Bakanı, Mercedes.
Diyanet Bakanı, Mercedes.

Read Full Post »

Başbakan’a “Bedelli askerlik çıkar mı?” diye sordular.
Başbakan “Bu konudaki talepleri Savunma Bakanı’na iletin” dedi. Savunma Bakanı’na ilettiler, “Söz Başbakan’da, o ne derse o olur, o ne derse onu yaparız, onun konuştuğu yerde bizim konuşmamız olur mu?” dedi.
*
Hatırlarsınız şu haberleri… (devamını oku…)

Read Full Post »

Bu güzel yazıyı Doğa Arkadaşım aşağıda linki verilen sitede yazmıştı, izniyle burada da yayınlayıp daha çok kişiye ulaşmasını diliyorum.

Teşekkürler Doğa,

——————————————————————

En güzeli ne biliyor musunuz?
Bir Cumartesi akşamı, sevdiğiniz adamla Şişli’de kısa bir yürüyüşten sonra “Veda” filmini izlemeye gitmek….

En kötüsü ne biliyor musunuz?
Bir Cumartesi akşamı, koskoca Şişli’de, “Veda” filmini izlemeye sizden başka kimsenin gitmemiş olması….

En ilginci ne biliyor musunuz?

Salonda yerlerimizi gösteren çocukcağızın: “Ben anlamıyorum bu işi valla. Vatanımızı kurtaran kişinin hayatını anlatan filminin salonu hep böyle bomboş ama cemaatle ilgili olduğu söylenen “Eşref Paşalılar” filminin salonu dolup dolup taşıyor. İnsanları belediyelerden, dershanelerden, okullardan, cemaate yakın şirketlerin otobüsleriyle getiriyorlar buraya. Ve bence “Eşref Paşalılar”ı bilerek “Veda”yla aynı zamanda piyasaya sürdüler; onu sabote etmek için….”diye size dert yanmaya başlaması…

En sevindiricisi ne biliyor musunuz?
Filmin başlamasına iki-üç dakika kala, bizi içinde bulunduğumuz utançtan bir nebze olsun kurtaran 5 kişinin daha yavaşça salondan içeri süzüldüğünü görmek ve böylelikle artık bir Cumartesi gecesi Şişli’de bir sinemada “Veda” filmini 2 değil, 7 kişi izliyor olmak… (Her ne kadar bu durum, geri kalan boş koltukların kahrını hafifletmese de)
(devamını oku…)

Read Full Post »

Yumruk…
Kimse kimseye vurmasın.
Kimsenin burnu kanamasın.
Afrika’da açlık olmasın.
Yoksul insan kalmasın.
Nükleer silahlar çöpe atılsın.
Uzatabiliriz listeyi…
Söylemesi kolaydır çünkü.
Suya sabuna dokunmadan, “sağduyu” çağrısı yapabiliriz mesela… Nasıl olsa, bol keseden yapılan sağduyu çağrıları maaştan kesilmiyor. Veya, saldırgan kahveciymiş diye, ne şekerli ne sade bana müsaade deyip, bu mevzunun kenarından kenarından sıyrılabiliriz yılışıkça… Ya da, entel dantel barlarında kafası karışmış kızlara şirin görünmek için “esefle kınıyorum” da diyebiliriz.
Ama…
Bu tür köfte lafların, kafası karışmış kızlar dahil, kimseye faydası olmaz.
Soralım dolayısıyla… Bu ülkenin çocuklarına ateş edip öldürmek “demokratik hak” kabul ediliyorsa, parti liderine girişmek niye “ırkçılık” oluyor?
Mayın demokrasiyse… Yumruk niye faşizm?
Dün seyrediyorum televizyonu, papyonlu bir arkadaş, “İzmirBursa hattında, Trabzon-Samsun hattında tehlikeli yapılanmalar var, oralara dikkat” diyordu… “HakkâriDiyarbakır hattı”nda olan ne peki? Oraya dikkat çekmeye gerek yok mu, Allah’ın papyonu?
Bir tanesi de “İlk kez bir parti liderine saldırılıyor” diyordu…
Mesut Yılmaz’ın burnunu kırmadılar mı? Demirel’e yumruk atılmadı mı? Özal’a ateş edilmedi mi?  Ecevit’e İzmir’de kurşun sıkılmadı mı?
Normaldir demiyorum…
Niye “ilk” deniyor?
Başbakan geçmiş olsun diye aramış Ahmet Türk’ü, ki aramalı… Peki, Deniz Baykal’a niye geçmiş olsun yok? Taş atmak, yumurta fırlatmak şiddete girmiyor mu? Light linç olur mu?
Samsun’da polisler açığa alındı, ki derhal alınmalı… Van’dakiler niye yerinde duruyor hâlâ? Kandil’den gelenlerle otobüsün üstüne çıkıp şehir turu atmadığı için mi suçludur Baykal?
Bu kadar soru yeter… Cevaba gelelim. (devamını oku…)

Read Full Post »

Elif Şafak

‘Büyük aşk, büyük nefret’

“ŞİMDİ sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi gerekiyor mu?” diye sormuştu Nâzım Hikmet, o muazzam ve duru üslubuyla. Halbuki bugünün aşklarını görse ne derdi acaba? Bugün ellerde teraziler, adeta gramla tartılıyor aşk. 160 gr sevgiye karşılık 160 gr sevgi alınabilirmiş gibi herkes verdiği kadarını istiyor. Seven erkek mutlak itaat, mutlak hâkimiyet bekliyor. Zihinlerde bir denklem var sanki. Denklem karşılanmadı mı tüm formül bozuluyor. Ve işte o zaman bir de bakmışsınız ki aşk bitmiş, nefret başlıyor. Ne çabuk geçiyoruz bir uçtan bir uca. Sevdiği kızı başkasıyla gezdi diye bıçaklayan liseli öğrenciler… Eski eşlerini kendilerine dönmedi diye silahla tarayan öfkeli kocalar… Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen dostlarını, basit bir ağız dalaşıyla başlayan kavgalarda öldüren delikanlılar… Vaktiyle çok sevdikleri, belki de en çok sevdikleri insanları bir adımda, bir kurşunla harcayıverenler… Birbirinden ayrı gibi görünen bütün bu şiddet haberleri arasında bir ilişki var. Hepsinde ortak olan nokta, yoğun bir aşktan yoğun bir nefrete geçebilmekteki süratimiz. (devamını oku…)

Read Full Post »

Yaşar bey…
Köyde fırıncıydı.
Oğlu oldu.
Hep onurlandırdı, hep koltuklarını kabarttı… Takdirlerle okudu, tıp kazandı, Rize’nin Subaşı Köyü nire, teee Colorado nire, Amerikalara gitti, profesör oldu, tebrike geliyorlardı Yaşar Bey’i, boğazı düğümleniyordu gururdan, Hacettepe Üniversitesi Transplantasyon Merkezi’ni kurdu oğlu, Türkiye’nin ilk böbrek naklini gerçekleştirdi, ciğer denince akla Arnavut ciğeri gelen memleketimin, ilk karaciğer naklini gerçekleştirdi, Yaşar Bey’in dili dönmüyor söyleyemiyordu ama, International Society of Burn Injuries’e başkan seçildi oğlu, binlerce insanın hayatını kurtardı, yüzlerce ödül aldı, kitaplar yazdı, hastane kurdu, üniversite kurdu, rektör oldu, Allah’a dua ediyordu Yaşar Bey, böyle bir evladı kendisine ve memlekete nasip ettiği için… Taa ki, geçen seneye kadar… (devamını oku…)

Read Full Post »

Ya PKK ‘yapmadım’ deseydi?

Habur…

(İnfazsız yargı.)

*

– Niye geldiniz?

– Sayın Öcalan emretti.

– Kendi isteğinizle geldiniz yani…

– Hayır, liderimiz istedi.

– Demek örgütten ayrıldınız…

– Ayrılmadık, PKK’lıyız.

– Pişmansınız o halde…

– Yo-oo, değiliz.

– Yaz kızım, örgüt üyesi olmadıklarına, etkin pişman olduklarına, beraatlerine…

(devamını oku…)

Read Full Post »

Terörü ve terörü destekleyenleri kınıyorum. Türkiyeyi neredeyse bir iç savaşa sürükleyen bu insanlardan en kısa zamanda kurtuluruz inşallah.

Türkü Kürde, Kürdü Türke düşman ediyorlar. Bu akılsız hükümet açılım diye yaptıkları sadece insanları birbirlerine düşürmeye yaradı, Şehitlerimiz ve bu devlet için çalışanlara ne kadar vefasız bir devlet oldugumuzu gösterdi.

Sokaklarda polislere taş atan çocuklara büyünce ne olmak istediklerini sorsanız çoğunun cevabının polis oldugunu duyarsınız, bu nasıl bir çelişkidir. Sokakta o taş atanların aileleleri neden bu kadar duyarsız o çocuklardan birine bir şey olsa kıyamet kopar ama otobüste yoluna giden bir vatandaşa molotof altıp ölümüne sebep olanlara nedense hesap sorulmaz oldu, artık bir şeylere göz yummak politika haline geldi. Herkes en kısa zamanda gelecegimiz için güzel bir şeyler yapmaya başlarlar inşallah.

Yılmaz Özdil’in bugünkü yazısını paylaşmak istiyorum :

(devamını oku…)

Read Full Post »

Older Posts »