Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Can Dündar’ Category

Ayrılık

“İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır”, der Dostoyevski…
Veda acısı, kabuğunu soyar insanın; yıldızını kazıyıp çırılçıplak ortaya serer.
Birlikteliğin örttüğü tüm kusurları ayrılık sergiler.
Bir ayrılık arifesinde helalleşilir ve o an hakiki tabiatlarıyla yüzleşilir. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Aşka Ayıp oluyor

Günümüz insanı aşka aşık, aşığa değil… Aşkların kısa dönem askerlik gibi kısa sürmesinin nedeni herhalde bu.

Zaplanan aşıklar dönemi bu dönem! Kanaldan kanala geçer gibi aşıktan aşığa geçiliyor. Peki bu neden böyle oluyor? Çünkü insan insana sevgisiz, insan insana tahammülsüz, insan insan için fedakarlık duygusunu yitirmiş, insan insana kendini adamaktan kaçıyor. (daha&helliip;)

Read Full Post »

08_pushist_50585.jpgZavallı bir kedi yavrusundan farkımız yok aşkın karşısında…

Karikatürist Necdet Şen’in kedisi Melek’i zehirlediler geçen hafta…
Necdet, bu sevimli sarmanı Yavuz Gökmen’in öldüğü günlerde bulmuş ve ona Yavuz’un dilinden düşürmediği büyükannesinin adını koymuş.
3.5 yıl hayatını paylaşmış Melek… (daha&helliip;)

Read Full Post »

Senelerdir her hafta birkaç arkadaşım Can Dündar’a ait yazılar mailliyor ve benim bu yazara karşı merakım gün geçtikçe daha çok artıyor. Can Dündar çok güzel saptamalar yapıyor, her zaman alışılmışın üstünde bir duyarlılıkla yorum yapıyor, bir de özellikle kadınlara hitap etmeyi çok iyi biliyor.

Mesela son yazısında demiş ki ‘Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. (daha&helliip;)

Read Full Post »

“İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır”, der Dostoyevski…
Veda acısı, kabuğunu soyar insanin; yıldızını kazıyıp çırılçıplak ortaya serer.
Birlikteliğin örttüğü tüm kusurları ayrılık sergiler.
Bir ayrılık arifesinde helalleşilir ve o an hakiki tabiatlarıyla yüzleşilir. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Nergis

Büyük resmi icin tiklayiniz Neyi arıyorsan sen O’sundur” der Mevlana…

Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık…
Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip, kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır. Her ilişki , benliğimizde bir kazıdır aslında , her sevda ruhumuzun bir başka yüzü… Her askta kendimizi ararız; o yüzden bulduklarımız, benzerimizdir. Resimlerini yan yana koyun sevdiklerinizin ve dikkatle bakin yüzlerine, onların suretlerinden kendi yüzünüz bakacaktır size…

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Zaaf

Kedilerle ilgili bu durumu yeni öğrenmiştim:
Normalde sokak kedisi kendini saldırgan köpeklere karsı  koruyabilirmiş.
Bu  direnci kiran tek şey  neymiş biliyor musunuz ? Sevgi… 

İnsanoğlu, eğer bir  sokak kedisinin başını okşar ve ona şefkat gösterirse kedicik kendisinin  koruma altında olduğunu zanneder ve  sivri tırnaklarını içeri çekermiş. Ve vahşi  köpeklerin azgın dişlerini gırtlaklarında  veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini  midesinde bulurmuş. Küçücük  bir dokunuşta  gardı düsen ve ölümcül yaralara açık hale gelen  sarmanların kaderinde kendi aşk hayatimizin  hülasasını buldum.
Biz de Eros’un şefkatine  sığınıp, sevdalanınca en mahrem zaaflarımızı ele  vermiyor muyuz?  Yıllar yılı ardına sıgındıgımız barikatların anahtarını  gönüllü  teslim edip, tırnaklarımızı  içeri çekmiyor muyuz? Sevginin bizi kollayacağına, sarıp sarmalayacağına dair ön  kabulümüz yüzünden koruma duvarlarımızı gönüllü  kaldırıp, yaralarımızı açık hale  getirmiyor muyuz?  Sonra ne oluyor?
Sevdamız en büyük  zaafımıza dönüşüyor. Saçımızı okşayan elin bizi  ilelebet  kollayacağına inanıyor, tatlı sözlere kanıyoruz. Taklalar atıp, cilveler  yapıyoruz. Ve en ummadığımız anda, en korunaksız halimizle  yakalanıyoruz  aksin hoyrat yüzüne… Şefkatimiz katilimiz  oluyor. Ders almak mi? Ne  münasebet!.. Daha son  ihanetin yarası kabuk bağlamadan, yeni yaralar için  aralıyoruz kalbimizin kapılarını… 
zavallı bir kedi yavrusundan farkımız yok  aşkın karşısında…
Boynumuzda, kalbimizde pence pence darbe  izleriyle,  her sıcak dokunuşta çocukça  uysallaşıp, her hayal kırıklığında “köpek  gibi”  pişman olarak, her terk edişte acı çekip her dönüşte biraz daha kanayarak,  kanayan yerlerimizi kediler gibi dilimizle yalayarak, “Bir daha asla”larla   “Daima”lar arasında  yalpalayarak yara  bere içinde  yasıyoruz. O yüzden   “Melek”ler, içe  kıvrık partilerle  gömülüyor. Ve hayata  “Şeytan’lar   hükmediyor.
Belki de en  iyisi kuyruğu her daim dik tutmaktır… Şefkate  kanmış mefta bir ev kedisi olmaktansa, gardını almış hayatta bir sokak kedisi  kalmak daha iyidir.

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »